Erdoğan faizler düşecek dedi tam tersi oldu tırmanışa geçti

Erdoğan faizler düşecek dedi tam tersi oldu tırmanışa geçti

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ağustos ayında 'faiz daha da düşecek' dedi, ancak her ay faizler daha da arttı.

Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, bugünkü yazısında dikkat çeken bir noktaya değindi. Aktaş, “Tüm faizler tırmanışta” başlıklı yazısında, “Mayıs-haziran aylarında dip yapan mevduat ve kredi faizleri her geçen gün artıyor. Faizi aşağı çekme gayretleri pandemi dolayısıyla gayet normaldi ama o düşük faizi yönlendirdiğimiz alanlar ekonomiye katkıda bulunmayan alanlar olunca parasal genişleme pek işe yaramadı” ifadelerini kullandı ve tabloları paylaştı.

Alaattin Aktaş’ın yazısı şöyle:

“Daha şunun şurasında iki-üç ay önce faizler nerelerdeydi, şimdi nerelere geldik... Döviz mevduatı hariç tek haneli faiz kalmadı.

Verilerin kaynağı Merkez Bankası ve Merkez Bankası tüm bankaların oranlarının ortalamasını alıyor. Dolayısıyla tablomuzda yer alan oranların altında kalan oranlar da var, daha yüksek oranlar da. Bu yüzden “Ben mevduatıma daha yüksek faiz alıyorum” ya da “Bu faizi bulamıyorum” denmesi de normal, “Kredi faizi bu düzeyin çok üstünde” ya da “Altında” denmesi de...

TL cinsi faizler için belirleyici olması gereken, ne var ki bu özelliğini büyük ölçüde yitirmiş olan Merkez Bankası’nın ortalama fonlama maliyeti eylül sonunda yüzde 11.12 düzeyine yükseldi. Ancak bu faiz ekim ayında da yükselmeye devam ediyor. Ortalama fonlama maliyeti 6 Ekim itibarıyla yüzde 11.45’e ulaştı. Birkaç gün önce de yazdığımız gibi fiili oranı gösteren ortalama fonlama maliyeti bu gidişle kısa bir süre sonra gecelik faiz olan yüzde 11.75’e ulaşacak. Politika faizi olan yüzde 10.25’in ise hiçbir öneminin olmadığı çok açık.

MEVDUAT FAİZİ YÜZDE 12 DÜZEYİNDE

Üç aya kadar vadeli mevduatta mayıs-haziran aylarında vatandaşı adeta TL’ye küstürürcesine yüzde 8’e kadar indirilen faiz şimdi yüzde 12’lerde. Faizlerin yüzde 8’lere inmesi, uygulanan “şahane” politikayla o dönem bankaları topladıkları mevduat ölçüsünde kredi açmaya zorlamanın bir sonucuydu. Kredi açmaktan kaçınan bankalar da çareyi az mevduat toplamakta, bu yüzden de faizi olabildiğince aşağı çekmekte bulmuşlardı.

TL faizi o düzeylere çekilince ne olduğunu gördük. Bırakın o dönem itibarıyla oluşan enflasyonu, gelecek bir yılda beklenen enflasyondan bile düşük faiz teklif edilmesi karşısında vatandaş başka araçlara yöneldi. Para dövize gitti, altına gitti. Türkiye bu yıl 4 milyar dolarlık kısmı yalnızca ağustosta olmak üzere sekiz ayda tam 15 milyar dolarlık altın ithal etti. Bu ithalatın ekonomiye nasıl bir katkısı oldu!

KREDİ FAİZLERİ DE TIRMANIŞTA

“Pandemi sürecindeydik, parasal genişlemeye gitmek normaldi” denilebilir ve bu yüzden yine mayıs-haziran aylarında kredi faizlerinin çok düşük bir düzeye indirilmesi normal bulunabilir. Bu yaklaşım tabii ki yanlış değil, o dönemde parasal genişleme kaçınılmazdı.

İyi güzel de, düşük faizli kredi konut alımına yönlendiriliyorsa bunun normalleşmeye nasıl bir katkısı olabilir ki... O krediler döndü dolaştı müteahhitlik kesiminin elindeki konut stokunu eritmesine katkıda bulundu.

Esnafın, küçük sanayicinin payına düşen ne; adeta solda sıfır!

O dönem müthiş avantajlı olan konut kredisinden yararlananlar yaşadı, hepsi bu!

Düşük faizli kredi ne yazık ki üretimi, ticareti canlandıracak şekilde kullanılmadı; tercih o yönde olmadı.

Varsa yoksa konut satalım; varsa yoksa inşaat yapalım!

Harç bitince yapı paydos oluyor! İnşaatlar bitiyor, konutlar satılıyor, buralarda çalışanlar da doğal olarak artık işsiz!

KONUT ÜRETİM YAPMIYOR!

Rahmetli Necmettin Erbakan’ın, söylediği dönemde dudak bükülen “fabrika yapan fabrika” şeklinde bir sloganı, bir amacı, bir hayali vardı. Gerçekçiydi, değildi; ama böyle bir amaç vardı.

Şimdi ise “hiçbir şey yapmayan yatırımlar” en gözde yatırımlarımız.

Üretimi ister istemez harekete geçiren, ama bittiğinde artık üretime hiçbir katkısı olmayan yatırımlar...

Sahi “üretime katkısı olmayan yatırımlar” sayesinde gerçekte yüzde 30-40 düzeyinde seyrettiği hesaplanan işsizlik sorununu mu çözeceğiz, ihracatla ithalat arasındaki makası mı biraz olsun kapatabileceğiz, cari açık sorununa çare mi bulabileceğiz, sanayi üretimimiz mi canlanıp tırmanışa geçecek; neyi halledeceğiz?”

BİR YAZI DA AĞİLMEZ'DEN

"Faizi arttırdığımız halde dolar TL kuru niye düşmüyor?" sorusuna yanıt arayan ekonomist Mahfi Eğilmez kişisel bloğunda şu ifadeleri kullandı:

Ankara Atatürk Lisesinde okuduğum yıllarda bir şehir efsanesi anlatılırdı. Edebiyat hocası kompozisyon sınavında ‘Atatürk neler yaptı?’ diye sormuş. Öğrencinin biri de ‘Neler yapmadı ki?’ yazıp vermiş kâğıdını. Ve efsaneye göre sınıfta 10 alan tek kişi o çocukmuş.

Bütçe açığımız büyüyor mu? Evet, geçen yıllarla karşılaştırılmayacak bir hızla büyüyor.

Dış borçlarımız yüksek mi? Yüksek.

Enflasyonumuz yüksek mi? Çok yüksek.

Cari açığımız yüksek mi? Değil, ama yükseliyor.

Döviz ve altın rezervlerimiz yeterli mi? Değil, swaplar hariç tutulursa net rezervimiz ciddi miktarda eksi durumda.

Merkez Bankamız bağımsız mı? Yasada öyle yazıyor ama gerçek yaşamda durum pek öyle değil.

Uluslararası ilişkilerimiz iyi mi? Değil. Bütün komşularımızla ve AB ile sorunluyuz. ABD ile aramız fena değildi S 400’ler meselesiyle onu da bozduk. Rusya ile durumumuz net değil.

Risklerimiz yüksek mi? Çok yüksek. Dünyada CDS priminin en yüksek olduğu birkaç ülkeden birisiyiz. Ayrıca kredi notumuz yatırım eşiğinin çok altında ve sürekli geriliyor.

İnsan hakları, düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğünde iyi durumda mıyız? Değiliz, hepsinde sorunlarımız var ve bu sorunlar artıyor.  

Şeffaflık sorunumuz var mı? Var. İleri düzeyde sorunluyuz.

İtibar ve güven sorunumuz var mı? Var, üstelik giderek itibar ve güven kaybediyoruz.

Yabancılar gidişin farkında mı? Farkındalar ve o nedenle geri çekiliyorlar.

Yerli piyasa aktörleri durumun farkında mı? Farkındalar ama para kazanma ya da kaybetmeme güdüsüyle kötüye gidişi ciddi bir durum değilmiş gibi takdim etme çabası içindeler.

Bütün bunları düzeltme yolunda gereğini yapma girişimimiz var mı? Yok, tam tersine durumun iyi olduğunu anlatma çabası içindeyiz.

Bu durumda faizi artırsak bile TL’nin değer kaybetmesine şaşırmamak lazım. Çünkü bilim, bütün bunların olduğu yerde ülke parasının değer kaybedeceğini söylüyor.

Atatürk Lisesinde sorulan soru gibi düşünürsek bu konuda şöyle bir soru ve yanıt söz konusu olabilir: 

‘Faizi arttırdığımız halde Dolar kuru niye düşmüyor?’ Niye düşsün ki?’

KRT TV

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.